Melbourne'de Hava

23 Mayıs 2014 Cuma

Yazı 8 - Avustralya'daki 8 yılımız

Evet 9 Mayis 2014 Cuma gunu Avustralya’ya yerlesmek uzere ayak bastigimiz 9 Mayis 2006’dan bu yana tam 8 yilimizi bitirmis olduk. 8 yil ne kadar da cabuk gecti. Halbuki buraya gocmenlik icin basvurdugumuz, telaslari yasadigimiz zamanlar dun gibi.

Bu 8 yilda neler oldu?

9 Mayis 2006’da buradaki yasantimiza basladik. Finansal olarak cok guclu gelememistik maalesef. Butcemiz ve burda is bulma kolayligi bakimindan kendimize 3 ay sure bictik. Yani 3 ay icinde esim ve benden en azindan birimiz is bulamazsak Turkiye’ye donecektik. Kararimiz bu sekilde idi.

Geldigimiz gibi arkadaslarlarimiz bizi misafir ederlerken bizde kiralik ev tutmak icin ev arayislarimizi yaptik. Sonunda yine bir Turk’un sahibi oldugu bir evi kiraladik. Evimize bazilari sifir yeni, bazilari ikinci el olmak uzere esyalarimizi almaya basladik. Esimin o zamanlar Ingilizce seviyesi cok uygun olmadigi icin bir an once is bulma sorumlulugu benim uzerimdeydi. Ben bir bilgisayar muhendisiyim. Buraya 2004’te gelisimizde is piyalasalari daha mi iyidi bilemiyorum ama 2006’nin Mayis’inda geldigimizde durumun o sekilde (2004 Ekim’indeki gibi) olmadigini anlamamiz cok uzun surmedi. Tuttugumuz eve yerlesme telasi, Avustralya’ya gocmen olarak gelen herkesin yapmasi gereken yasal islemler vs gibi islemler ile ugrasmalarimiz bittikten sonra Mayis ayinin son gunleri ve Haziran ayinin basi itibariyle son surat islere basvurmaya basladim. Turkiye’de calistigim alanda yaptigim basvurular bir sekilde pozitif sekilde sonuclanmadi nedense. Is gorusmeleri aslinda fena gecmiyordu ama sonuc bir turlu gelmiyordu. Yasamak icin Melbourne’u secmistik ve Sydney’deki islere basvurmak istemiyordum. Bir sekilde Melbourne’de is bulmam gerekiyordu anlayacaginiz. Yoksa yolun sonu tekrar gerisin geriye Istanbul’du. Bir is gorusmesinde gorusmeyi yapan acentanin bana “baska pozisyonlar ile ilgili gorusmelerin var mi?” sorusu uzerine “evet su anda 4 ayri pozisyon icin gorusme halindeyim” demem uzerine, “istedigin kadar isle ilgili gorusme yapiyor ol, is gorusmeleri faturalarini odemez” demesi hala kulaklarimda cinliyor gibi. Aslina bakarsaniz bu soylem benim is aramamda taktiksel bir degisime de sebep oldu diyebilirim. Turkiye’de tecrubeli oldugum alan disinda da is aramaya ve o islerede basvurmaya basladim.

Sonucta Avustralya’daki ilk isimi yine burada yasayan Turk grubunun arasinda bir maillesme sonucu tanistigim bir Turk’un (yani su andaki mudurum) yardimi ile buldum. Bu is, tecrubem olmayan bir alandaydi ama adaptasyonum uzun surmedi ve calisma ortami Istanbul’dan sonra cok rahat ve stressiz gelmisti. Bu sekilde kendimize bictigimiz 3 ayin dolmasina yaklasik 3 hafta kala 17 Temmuz 2006’da Melbourne’deki ilk isime baslamis oldum.

Sonrasinda, esim Ingilizce kursuna basladi. Onun alaninda is bulmasi Agustos 2007’i buldu.

2009 yilinin Nisan ayinda Avustralya vatandasligimizi aldik ve hem Turkiye hem de Avustralya vatandasi olarak ‘cifte vatandas’ kategorisine gecmis olduk.

Yine bu 8 sene zarfinda hayatimizdaki en buyuk degisiklik tabii ki aramiza 2009 Ekim ayinda katilan kizimiz oldu. Ilerleyen yazilarda Avustralya’da daha dogrusu Melbourne’de bebeklikten itibaren cocuk yetistirmek ile ilgili yazilarim olacak. Sadece yazilarimin arasi uzun olabilir bu konuda okuyucularim lutfen kusura bakmasinlar ancak hayatin ritmine ayak uydurmak burada da cok kolay degil. Dolayisi ile yazi yazacak bos vakit bulabilmek kolay olmuyor. Ama mumkun oldukca yazacagim.

Ben 2006 Temmuz’da basladigim isyerimde hala calismaya devam ediyorum 8 seneyi devirmek uzereyim kismetse. Calistigim yer Melbourne’un baskenti oldugu Victoria hukumetinin bir departmani. Avustralya’da is kanunlarina gore isverenler calisanlarina ‘long service leave’ yani uzun donem sadakat izni denilebilecek bir izin veriyorlar. Bu izin 10 sene hizmet icin 3 ay olarak uygulaniyor genelde. Tam emin degilim ama bu butun heryerde bu sekilde uygulaniyor sanirim. Gectigimiz sene benimde bu izni hakketmeme 3 yil kaldi derken is yerimde uygulanan kurallarin degistirilmesi sonucu 7 sene hizmetten sonra bu izni orantili olarak (7 sene icin 3 ayin %70’i seklinde) kullanilabilir hale getirdiler. Bakalim kullanabilirsem tabii ki boyle bir izni hayatimda ilk defa almis olacagim. Avustralya’ya gocmen olarak gelmeden once Turkiye’deyken bir isyerindeki en uzun calisma surem 4 seneydi. Su siralar su andaki isyerimde bu sureyi ikiye katlamak uzereyim.

Buradaki 8 sene zarfinda guzel seyler yasadik. Doganin, piknik, kamp olayinin dibine vurduk. Dogada yaptigimiz piknik kahvaltilar arkadas grubumuzla bir araya geldigimiz guzel anilar oldular. Yazin cok sicak kavurucu havalar haricinde diger zamanlarda hep yapabildik boyle piknikleri artik Istanbul’da dogaya ne kadar hasret kaldiysak hicte sikilmadik bundan. 8 sene icinde 2008, 2010 ve 2012 yazlarinda (Turkiye yazlarinda) olmak uzere 3 kere Turkiye’ye tatile geldik. 1 kere Sydney tatili ve 1 kerede Yeni Zellanda’nin guney adasi (Christchurch deprem yasayip yikilmadan once gormus olduk) olmak uzere buyuk tatillerimizi yaptik. Daha henuz maalesef Queensland tarafina bir tatile gidemedik, Gold Coast ve Great Barrier Reef bolgesini henuz goremedik. Umarim ileride gorebiliriz oralarida. Bunlari buradaki yasam standardindan biraz ornek verebilmek adina listeledim. Ayrica Turkiye’de bazi kisilerden duymustuk; yani onlar yanlis biliyorlardi; iste Avustralya’ya gocmen olarak gittiniz mi, 5 sene ulke disina cikamiyormussunuz, hukumet izin vermiyormus falan, filan. Bu tip kulaktan dolma yanlis bilgileri kirmak adina yazdim ayrica.

Istanbul’daki hayatimiza gore neler degisti?

En buyuk degisiklikler tabii ki de cografik ve iklimsel degisiklikler. Yani guney yarim kurede yasayip, yazi Aralik-Ocak-Subat aylarinda, kisi da Haziran-Temmuz-Agustos aylarinda yasamak, Turkiye gunu yasamaya devam ederken bizim burada gece uykusunda olmamiz ve biz uyanipta islerimize geldigimizde Turkiye’nin gece uykusunda olmasi gibi. Burda kis mevsimiyken, Turkiye’ye tatile gidince kistan yaza gittigimiz icin cok ilginc oluyor ve vucudumuz hemen uyum sagliyor oraya ama tatil bitipte buraya kisa donunce tam tersi oluyor ve yol yorgunlugu ve jetlag bir turlu bitmek bilmiyor gibi oluyor.

Az stress, cok lay lay diyebilirim kisaca. Az stress kismi son 1-2 yilda biraz artmis olsada hala Istanbul seviyesine cikmis degil. Her yil yapilan listelerde sikca dunyanin en yasanabilir sehri ilan edilen (ama bana gore degil, olmamali) Melbourne’de yasiyoruz. Sehircilik bakimindan gercekten iyi bir sehir. Bu anlamda Istanbul’u ozledigimi soyleyemem. Cok duzenlli. Gerci dedigim gibi son 1-2 senede burada da bayagi bir trafik problemi olusmaya basladi gibi. Uzun mesafe gitmek problem olabiliyor sabah ve aksam is saatlerinde cok yogun oldugundan. Ama yogunluk Istanbul gibi 24 saat degil ancak aksam 7’e kadar devam ediyor diyebilirim. O saatten sonra azalan trafik genelde gece 10’dan itibaren in ile cin’in maclarina sahne olmaya basliyor diyebilirim (ancak bu hafta ici aksamlari gecerli bir durum). Cuma ve Cumartesi geceleri yollar yine bayagi kalabalik oluyor zira insanlar disarida yemek yemeyi ve gece hayatini seviyorlar genelde.

Is yasantimiz daha duzenli; yukarida da belirttigim gibi ben burada bir devlet kurulusunda calisiyorum. Ise baslangic ve bitis saatlerimiz Istanbul’daki is hayatima gore daha duzenli ve haftalik calisma saatimiz daha az diyebilirim. Resmi olarak haftalik calisma saatimiz 38 saat. Bu tabii ki is yukune gore degisiyor aksam mesai yapan arkadaslar oluyor cok seyrekte olsa ama insanlar genelde ofiste gec saate kadar durmak yerine aksam evden isyerine baglanarak calismayi tercih ediyorlar. Cumartesi ve Pazar gunu ise gidipte mesai yapmak gibi bir kavram ise yok diyebilirim en azindan benim calistigim kurulusta benim calistigim IT departmaninda.

Melbourne Istanbul’a gore iklim bakimindan acik hava aktivitelerine daha uygun bir sehir diyebilirim. Kisin havanin yumusak olmasi sebebiyle rahatlikla disarida zaman gecirmek mumkun oluyor. Istanbul'a gore en buyuk degisim bu olsa gerek. Birseyler yapalim dedigimiz zaman aklimiza hep dis mekan aktiviteleri geliyor ve ic mekan aktivitelerine pek takilmiyoruz diyebilirim. Alis veris merkezlerine gezmek icin degil gercekten alis veris yapmak icin gidiyoruz genelde. Gezmek amacli degil.

Bu 8 yilda hayatimizda degisen ve bizi kotu sekilde etkileyen en buyuk sey tabii ki de annelerimize, babalarimiza ve kardeslerimize olan uzakligimiz ve onlari 2 senede (en azindan simdiye kadar) bir gorebiliyor olmamiz ve kizimizin onlarin yoklugunda buyumesi ve o tip akraba kavramlarina goreceli olarak uzak (Turkiye’de onlara yakin olarak yetismesine gore) yetisiyor olmasi. Neyse bu konulari ilerleyen yazilarda irdelemeye calisicagim.

Bu yazimin sonunda gectigimiz hafta Turkiye’de, Soma’da meydana gelen feci maden kazasi sonucu hayatlarini kaybedenlere Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakinlarina bas sagligi, sabir ve kuvvet dilerim. Tek temennim kaza ile ilgili sorumlularin gereken cezalari almalari ve Turkiye’de OH&S yani Is Yeri Guvenligi standartlarinin bir an once istenilen seviyeye getirilmesi ve bu tip kazalarin minimuma indirgenmesidir.

Bir sonraki yazimda biraz Avustralya tarihinden bahsedecegim.


Saglicakla kalin…

2 Mayıs 2014 Cuma

Yazı 7 - Avustralya'da Emeklilik Yaşı 70'e çıkıyor.

Avustralya'da Emeklilik Yaşı 70'e çıkıyor.

Hadi bakalim buyurun buradan yakin... Bunun adi tam da 'mezarda emeklilik' olsa gerek.


10 Nisan 2014 Perşembe

Yazı 6 - Avustralya ve Tropical Cyclone'lar

Tropical Cylone (Tropikal Siklon) - daha Turkce adiyla Kasirga: Büyük çaplı ve çok şiddetli Beaufort ölçeğine göre saatte 118 kmden (75 milden) fazla hızla ve dönerek esen tropik rüzgâr. (wikipedia)

Su anda Avustralya'nin kuzey dogusunda Pasifik uzerinde once alcak basinc sistemi olarak olusmus ve sonrasinda gucunu arttirarak Avustralya siniflandirmasina gore 3. kategori Tropical Cyclone haline donusen Ita ile ilgili bilgilendirme yapmak istedim. Yerel saatle 11 Nisan 2014 Cuma gecesi landfall yapmasi, yani karaya varmasi beklenen Ita'nin karaya varisindan once Kuzey Queensland aciklarindaki iliman sularda gucunu daha da arttirarak 4. kategoriye yukselmesi ve o sekilde kara ile bulusmasi bekleniyor. Daha 3. kategorideyken hizi 220 Km/saate kadar ruzgar uretebilen bir sistem olan Ita'nin karaya vardiginda bayagi bir yikim yapacagi acik. O bolgelerde yasayanlara simdiden bol sans. Allah yardimcilari olsun.


12 Nisan 2014 Saat: 21:45

Cyclone Ita karaya ulastiktan sonra guc kaybederek Kategori 1'e kadar zayifladi ama hala kasirga sonucta daha firtina sinifina inmedi. Rota tahminine gore Ita, Queensland kiyilarini doverek guney doguya dogru yolculuguna devam edip Pasifik Okyanusuna geri donus yapacak. Guneye gittikce deniz suyu sicakligi dusecegi icin gucunu kaybedecektir. Kasirgalar gucunu deniz yuzeyindeki suyun sicakligindan aliyorlar sonucta. Ve bir kasirga olusmasi icin gerek sart deniz yuzeyindeki su sicakliginin en az 26 derece olmasi.



Video

http://youtu.be/v-hf0QBNc6c


11 Nisan 2014 Saat: 23:10

Ve Cyclone Ita karaya ulasti. Karaya varmadan hemen once Kategori 3'e indi.

Brisbane Times'tan - Canli


11 Nisan 2014 Saat: 15:38

Gelismeleri Twitter ustunden #TCIta hastaginden izleyebilirsiniz.

Ita maalesef beklenenden daha fazla guclendi ve Kategori 5 seviyesine yukseldi ve ruzgarin hizi 300 Km/saate kadar variyor. Durum feci. 

Uydu goruntulerinden Ita su sekilde gozukuyor Bureau of Meteorology'nin web sitesinde.









Bugunden Videolar




O bolgelerde yasayanlara Allah yardim etsin.

10 Nisan 2014


Uydu goruntulerinden Ita su sekilde gozukuyor Bureau of Meteorology'nin web sitesinde.




Ita'nin izleyebilecegi yol su sekilde gosteriliyor 

Bu da Ita ilgili haberleri takip edebileceginiz link.


Videolar


Daha sonra baska videolarda eklerim.
Bakalim yarin neler olacak kuzey Queensland'de. 

Not: Avustralya'daki 8 yilimizin ozetini yapacagim dedigim yaziyi unutmadim. Birkac gune kadar hazir hale getirmeye calisicagim.

Saglicakla kalin.

4 Nisan 2014 Cuma

Yazı 5 - Avustralya'ya İkinci Yolculuk ve Yerleşmek

Herkese merhabalar,

Bu yazımı sonbahar ekinoksunu (21 Mart 2014) geçtiğimiz, gündüzlerin inanılmaz bir hız ile kısaldığı, sabah işe gitmek üzere uyandığımızda hala ‘gecenin körü’ karanlığının olduğu, akşam işten eve geldiğimizde kısa bir süre sonra havanın karardığı, güneşin artık eskisi kadar cildimizi ısırmadığı (ama yine de temkinli olmak lazim zira buranın güneşi Türkiye’dekinden çok farklı etkiliyor), yağmur sezonunu ve hatta kişisel olarak soğuk algınlığı ve grip sezonunu açtığım, ağacların hızla yapraklarının sarardığı, gece ile gündüz arasındaki sıcaklık farklarının 20 derecelere kadar çıkabildi, Türkiye’de saatlerin 1 saat ileri alınmış olduğu ve saat farkının 8’e düştüğü ve artık resmen sonbahardayız diyebileceğim bir günde (3 Nisan gecesi) yazıyorum. Not: 5 Nisan’ı 6 Nisan’a bağlayan gece bizde saatlerimizi 1 saat geri alacağız ve Türkiye ile saat farkımız 9’a çıkmış olacak.

Evet Melbourne’de sonbahar geldi. Burada sonbahar bir başka. Kaldı ki ben sonbaharı hiç sevmeyen birisiyim. Gündüzler biraz kısalmaya başlasın hemen depresyona giriyorum resmen. Hele birde havaların soğumasıyla oluşan o sonbahar yorgunluğu yokmu insanın sabahları yataktan çıkası gelmiyor. 
Nisan’ın 3’ü itibariyle havalarımız serinledi ve gündüzleri 20’li derecelere indik. Geceleri ara ara 9 dereceye kadar iniyor. Hatta 1-2 hafta önce sabah ve akşam olmak üzere evde ısıtıcımızı bile çalıştırdık. Doğal gaz şirketlerinin ellerini ovuşturdukları zamanlara yaklaşıyoruz yani anlayacağınız.

Yine bu zamanlarda Türkiye’de tam tersine ilkbahar başladı, ve yaza doğru hızlı adımlar ile ilerleniyor.
Neyse bu havadan sudan konulara Melbourne’le ilgili bilgilendirici yazılara geçtiğimde bir yazımda detaylı bir şekilde değineceğim zaten. O sebeple şimdi bu yazımdaki ana konuma yani 2006’da gelip Melbourne’e yerleşme hikayemize dönmek istiyorum.

2004 yılının Ekim ayında yaptığımız Avustralya (Melbourne ve Sydney) gezisi sonrası İstanbul’a döndük ve yaşantımıza kaldığımız yerden devam ettik. Bir yandan da yerleşmek için seçmiş olduğumuz Melbourne’e temelli yerleşmek amacıyla gelmek adına planlarımızı şekillendirmeye ve finansal birikimimizi yapmaya başladık. Bu yaptığımız gezi, Avustralya’nın bize verdiği 5 yıllık geçerli sürekli oturum hakkının 2009’a kadar geçerli olmasını sağladı. Yani 2009’a kadar Avustralya’ya giriş yapma ve yerleşme hakkımız vardı artık.

Bu aşamadan sonra bizim kendimizi hazır hissetmemiz yaklaşık 1,5 seneyi buldu. Bu arada geçen zamanlarda kendimize çok fazla sayıda sorular sorduk. 
Emin miyiz?
Neden?
Artılar eksiler neler?
Melbourne mu? Sydney mi?
Acaba Türkiye’den Avustralya’ya gidip yerleşmeden önce İstanbul’dan Türkiye’deki başka bir şehre mi gidip yerleşsek? Oraları mı denesek?
İzmir? Antalya? Hangisi? Neresi?

Sonra İngiltere’nin de puanlama sistemiyle göçmen aldığını öğrenmemiz üzerine, acaba İngiltere’ye mi yerleşsek diye düşünmeye başladık Hem daha yakın. Ama bütün başvuru, bekleme süreci vs hepsi yeni baştan başlayacak idi. Uzun düşüncelerden sonra Avustralya için devam etme ve İngiltere’ye başvuru yapmama kararı aldık. 

Gerçi şimdilerde 2014’e geldik ve biz o zaman aldığımız bu karardan bazen pişman oluyoruz. Sonda belirteceğimi başta belirteyim. Keşke İngiltere’ye gitseymişiz oluyoruz. Ama bu durum arada oluşuyor. Yani bazı zamanlar oluyor ki gerçekten Avustralya – Türkiye arasındaki yaklaşık 18,000 km’lik mesafe bize hem dert hemde sıkıntı oluyor. Ailelerimizden ve akrabalarımızdan bu kadar uzakta ne işimiz var olduğumuz zamanlar oluyor. Evet dürüst olmakta fayda var. Burası ha deyince bavulunu alıpta Türkiye’nin yolunu tutabileceğimiz bir yer değil. Hem yol uzun sürüyor hem de bilet fiyatları epey yüksek. Aslında bu durumu bilerek geldik ve yerleştik buraya ama işte insanın bazen ruh hali bu şekilde pişmanlıklar yaşamasına da neden oluyor. Bazen annenize, babanıza ve akarbalarınıza daha yakında yaşıyor olmayı isteyebiliyorsunuz.
Avustralya öyle bir ülke ki, bence yurt dışında yaşamaya karar vermiş bir insan için gerek iklimi, gerek doğası, gerek göçmenlere olan yaklaşımı ve tanınan hakların gayet yeterli olması ve gerekse kendi milletinizden, dilinizden ve kültürünüzden arkadaş bulabilmenin kolay olduğu bir yer. Bir göçmen için yaşanabilecek, kolay adapte olunabilecek en iyi ilk 3 ülke arasındadır kesinlikle kanımca.

Türkiye’den gelen ailesine ve arkabalarına nispeten bağlı kişiler olarak buranın bize dezavantajlarından en önemlisi kesinlikle Türkiye’ye olan uzaklık diyebiliriz. Uçakla toplam 18 saat uçarak gelinebilen bir yer Türkiye’den.

Neyse yukarıda bahsettiğim soruları düşüne düşüne 2006 senesine geldik ve artık zaman yaklaşıyordu. Biz kesin kararımızı verdik ve Mayıs 2006’da Melbourne’e yerleşecek şekilde planlarımızı yaptık ve uygulamaya koyduk. Ben ve eşim işyerimizle konuştuk. Zamanı geldiğinde istifalarımızı verdik. Bir yandan İstanbul’da evi toplama telaşı, bir yanda İstanbul’daki arkadaşlarımız ile vedalaşma toplantılarını yaparken diğer yandan iki farklı şehirde yaşayan ailelerimizle ve akrabalarımızla organize etmeye çalıştığımız Melbourne’e göçmeden önceki son birliktelikler. Derken Mart 2006 sonunda bende eşimde işlerimizden ayrıldık ve İstanbul’daki evimizi boşalttık. Eşyalarımız kamyona yüklenipte eşimin memleketindeki aile evine doğru yola çıktığında hani ‘Agonun horozu gibi ortada kalmak’ diye bir terim vardır ya (en azından benim memleketim İzmir dolaylarında var) aynen o şekilde kaldık ortada. Artık İstanbul’da bir evimiz yoktu. Sonrasında evimize yakın bir köftecide bilinmezlikler ve heyecan içinde öğlen yemeğimizi yediğimizi hatırlıyorum. Daha sonrada gönderdiğimiz eşyalardan önce varacakları eve varıpta karşılayalım diye Sabiha Gökçen hava limanına doğru taksi ile yola çıktık.

Eşyalarımız ebedi istiraathanelerine vardıklarında evi düzenledik. Sonrasında önce eşimin ailesi tarafında sonrasında benim İzmir’deki ailem ve akrabalarım tarafında veda turlarımızı gerçekleştirdik. Bu turlar tabii ki de çok kolay olmadı. Bazen eğlenceli, bazen tartışmalı bazen heyecanlı ve en nihayetinde ayrılık vakitleri gelip çattığında ise acıklı ve ağlamaklı sahnelere sebep oldu. Ailelerimiz içinde bizim içinde zor olsada artık bir kere ok yaydan çıkmıştı ve geri dönüşü yoktu. İçimizdeki heyecan ve geleceğe dönük merak içerisinde Türkiye’deki son gecemizi İstanbul’da samimi olduğumuz arkadaşlarımızın evinde geçirdik ve 6 Mayıs 2006’da tekrardan Melbourne’ün yolunu tuttuk. Arada Kuala Lumpur’da stop-over yapmamız sebebi ile 9 Mayıs 2006 tarihinde bu sefer yerleşmek üzere tekrar Avustralya’ya, Melbourne’den gümrük görevlilerinin ‘Welcome home sir!’ söylemleri eşliğinde girişimizi yapmış bulunuyorduk.

Bir sonraki yazımda burada şu ana kadar geçirdiğimiz yaklaşık 8 senenin genel bir özetini yapmaya çalışacağım. Ardından da artık buraları tanıtıcı yazılarıma başlama vakti gelecek.

Sağlıcakla kalın.

Birkaç resim


Şu anki evimize yakın kavşak ve Shell benzin istasyonu

Görmemişin bahçesi olmuş. Melbourne'deki ilk evimizin bahçesi. Yıl 2007

Twelve Apostoles Victoria

5 Mart 2014 Çarşamba

Yazı 4 - Avustralya'ya İlk Yolculuk

Aşağıdaki yazıyı Ekim 2004’te Avustralya’ya yaptığımız ilk seyahat sonrası Türkiye’ye dönüşümüzde o zaman ve hala üye olduğum avustralyayagidiyorum@yahoogroups.com mail grubuna o zamanki duygu ve düşüncelerimi sıcak sıcak yazmiştim. Güzel yansıtması açısından o mailde yazdıklarıma fazla dokunmadan aşağıda ekliyorum;

**2004’teki mailimin başlangıcı**


10 Ekim 2004 Pazar: İstanbul

Çok heyecanlı ve önümüzdeki uzun yolculuğun ve sonundaki bilinmezliklerin verdiği bir o kadarda gerginlik ile evimizden Atatürk Havalimanı na doğru yola çıktık. Geldiğimizde ilgili check-in kontuarını bulup Malezya Havayolları (Malaysia Airlines) ile yapacağımız yolculuk için bagajlarımızı verdik. Bagaj hakkımız kişi başı 20 KG idi bizim toplam yükümüz 60 KG'a yakın olmasına rağmen görevlilier hiç bir ses çıkarmadılar. Sorunsuz bir şekilde uçağa bindik.

Uçakta yolculuk uzun ve yorucu. Otur otur otur insanın bir takım yerleri uyuşmaya, orası burası ağrımaya başlıyor. İstanbul'dan kalktıktan sonra hevesle aşağıları seyrediyorsunuz, ama ilk 1-2 saatten sonra yavaş yavaş pencereden bakmaktan sıkılıyorsunuz, sonra önünüzdeki ekranla meşgul oluyorsunuz olmuyor, koridorda yürüyüş yapıyorsunuz dakikalar zor geçiyor.

Uçakta oldukça sık bir şekilde ikram yapıyorlar (Malezya Havayolları en azından o zaman o şekildeydi ve daha sonra yaptığımız başka bir yolculukta ise kendilerinden hiç memnun olmadık diyebilirim). Bol portakal suyu, tuzlu fıstık, alkollü içecekler, su, saate uygun olarak yemek ya da kahvaltı, çay kahve... sürekli ikram var. O bakımdan o uçuşumuzdan gayet memnun kaldık, yorucu olmasının haricinde.


11 Ekim 2004 Pazartesi: Kuala Lumpur

Sabah saatlerinde Kuala Lumpur Uluslar Arası Havaalanına (KLIA) vardık. Yol 10 saat 45 Dakika sürdü. Havaalanı şehirden 75 KM uzak. Taksi ile otelimize transfer olduk 2-3 saat uyuduktan sonra şehri gezdik. Biz yorucu olacağını düşünerekten 1 gün fazladan stop-over yaptık Kuala Lumpur'da. Bunu da Avustralya'ya giderken acelesi olmayan herkese tavsiye ederim. Kuala Lumpur - Avustralya kısmına daha dinç bir şekilde devam edebiliyorsunuz. Türkiye - Avustralya yolu içinde bence en mantıklı aktarma noktası ya Kuala Lumpur ya da Singapur. Bu açıdan benim tavsiyem ya Malezya Havayolları, ya da Singapur Havayolları. Malezya daha ucuzu... (Burada güncel not – Malezya ve Singapur Havayolları arasından Singapur’u tek geçerim)

Kuala Lumpur ekvatora çok yakın, ve tropikal bölgede bulunduğu için acaip nemli bir yer. Ben hayatımda böyle bir nem görmedim. Klimasız bir ortama çıktığınızda t-shirtiniz hemen üzerinize yapışıyor, body haline geliyor. Orada yaşayan insanların solungaçlarının gelişmiş olması gerekir diye düşünüyorum.


12 Ekim 2004 Kuala Lumpur’dan Melbourne'e Yolculuk:

Yolculuğun bu kısmı daha kısa olanı. 7 - 7,5 saat sürüyor uçağın uçtuğu yükseklikteki hava akımlarına bağlı olarak. Aynı şekilde ikrama boğuyorlar. Memnuniyet verici.

Melbourne'e yaklaştıkça heyecanımız arttı ve nihayet 12 Ekim 2004 Salı akşam 19:30 civarlarında Melbourne'e indik ve havalanında gümrük bölümüne doğru devam ettik. Other Nationalities bölümünde süper bir kuyruk vardı ve yaklaşık 30 dakika bekledik. En sonunda pasaportumuza ‘Arrived’ damgası vuruldu ve oturum vizelerimiz geçerli hale gelmiş olmuş oldu. Artık 5 yıllığına Avustralya'ya giriş, yaşama hakkımızı almıştık. Vizelerimizin geçerliligi 5 sene olarak verildi ama bu sürenin sonunda eğer hala Avustralya vatandaşlığına geçmemiş iseniz vizenizi yeniliyorlardı otomatik olarak (şu anki şartları bilmiyorum).

Havalimanından, Melbourne'ün St. Kilda denilen bölgesinde, daha önceden rezervasyon yaptığımız motele transfer olduk. Motel, Fitzroy street denilen İstanbul'un Bağdat caddesi tarzı(minyatür olanı) bir caddedeydi ve gürültü vardı. Ertesi gün otelimizi değiştirdik.

Melbourne bence çok güzel bir şehir. Genelde havası kötü diye bir kanı var ama biz oradayken nedense havasından hiç bir şekilde rahatsız olmadım. Yağmur da yağdı hava kapalı da oldu ama yinede güzeldi. Nem ve temizlik olarak güzel bir dengesi vardı ve rahattı.

Şehir dikine değil genişlemesine dağılmış bir şehir. çok geniş alana yayılmış. Evler çoğunlukla müstakil ve genelde bahçeli.

Her taraf park dolu ve parklarda bizim burda bildiğimiz tarz değil. Devasa alanlara yayılmış. Şehir şehircilik açısından Grid düzene göre yapıldığı için adres bulmak, araba ile seyahat etmek çok kolay oluyor, bir de elinizde Melway(aşırı detaylı bir şehir haritası) olduktan sonra hiç sorun değil. Biz bir araba kiraladık. Trafik soldan, direksiyon sağda. Arabayı genelde eşim kullandı bende yan koltukta Melway'den yol tarifi yaptım.

Araba ile şehrin altını üstüne getirdik. Şehir yetmedi, Penguin Island denilen ve penguenlerin akşam üzeri toplu halde karaya çıktıkları adaya gittik, Geelong denilen şehirden uzak 150-200 bin nüfuslu bir şehre gittik. Şehir dışındaki yerler Türkiye'den hiçbir farkı yok, çorak arazi. Otluklar, otlayan hayvanlar... Sadece şehirlerin/kasabaların içi buraya göre çok düzgün. Türkiye'deki şehirlerle kıyaslama bile yapılamaz. Bir hakim düzenin ve uyulan kuralların olduğunu hissediyorsunuz.

Gelelim olayın işle ilgili kısmına...

Ben 12 Ekimde Melbourne'e vardığımızdan itibaren çok yoğun bir şekilde iş başvurusu yaptım internetten sırf denemek için. Ama bunları yaparken hiç bir şekilde bu kadar kısa bir sürede(normal şartlarda 21 Ekimde dönecektik Türkiye’ye) iş olabileceği şeklinde bir umudum yoktu. Başvurularda Turkcell numaramı verdiğimde aramıyorlardı. Bende gittim hazırkart tarzı pre-paid bir kart aldım ve bu Avustralya’ya ait numarayı kullanarak CV göndermeye başladım, Turkcell'imi kapattım ve bu numaramı kullandım ve telefonlar gelmeye başladı. Akşam 10-15 yere CV gönderiyorum sabah en az 5 yerden arıyorlar görüşüyoruz. İlk günlerde aradıklarında biraz gak guk yapıyordum ve sonra alışmaya başladım. İş olmayacağını bile bile sırf bari telefonda ya da olursa yüz yüze İngilizce iş görüşme tecrübem artsın diye başvurmaya devam ettim. Görüşmeler iyi geçmeye başlayınca belki bir ihtimal iş olabileceği umudu doğmaya başlamıştı artık. Bunun üzerine son 2-3 günümüzde ben Sydney'deki işlerede başvurmaya başladım.

19 Ekim 2004 Salı günü akşam 17:00 civarları arabayla turlarken Sydney'den başvurduğum bir işle ilgili bir telefon geldi aracı acentadan (Recruitment Agent). Onu atlattık. Ertesi sabah sonucunu mail olarak gönderdiler bana 20 Ekim çarşamba sabahı saat 8:30 da seni arayacaklar diye asıl Client firmadan. İş kontratlı bir işti. 8 hafta ve 4 gün şeklinde. 25 Ekimde başlayıp 24 Aralıkta bitiyordu tam Christmas öncesi. Client'la olan görüşmem yaklaşık 30 dakika sürdü telefonda. Görüşme iyi geçmişti. Kapattık.(bu görüşmeye ait ince bir nokta olabilir. Ben diğer görüşmelerde hiç sormamıştım ama bunda sorasım geldi, işi almam durumunda klasik bir günde ne yapıyor olacağım??? Belki bu soru anahtar olmuş olabilir. Bu arada bu görüşmeden sonra benim acenta firmayı arayıp nasıl geçtiğine dair bilgi vermem gerekiyordu ama bir türlü arayamadım zaman bulupta. Çarşamba öğleden sonra 16:30 civarlarında bir telefon geldi acentadan. Ben zannettim ki görüşme nasıl geçti diye soracak. İşte ben arayamadım da, kusura bakmayında. Adam bekledi bekledi ‘it's OK’ diyerek ben en sonunda özürlerimi bitirdim ve adam durdu durdu bağırmaya başladı ‘Congratulations. They have decided to offer the job to you...’ ben telefonda şok halindeyim. Nasıl olur, şaka yapmayın filan. Yoo olay gerçek. İş Sydney'de.. 2 aylık... Parası güzel gelmişti o zaman... Ne olduğumu şaşırdım. Tamam dedim yarın sabaha kadar düşünebilir miyim? Ok dedi. Perşembe günü Türkiye'ye dönecekken, böyle bir teklif... Çarşamba gecesi resmen uyuyamadık. Nasıl olur, 2 ayın sonunda ne olur, ya uzun süre iş bulamazsak, finansal kaynaklarımızda tükenirse(biz finansal açıdan çok uzun süre işsiz kalmaya hazır değildik maalesef) ne yaparız diye... Çarşamba gece yatarken gergin bir şekilde kararımızı vermiştik Türkiye'ye dönüyorduk. Perşembe sabah oldu. Kararımız değişti :)) Kalmaya karar verdik. Acenta otelimize kontratı fax'ladı. kontratı okuduk, bir maddeye kafamız takıldı. Eğer bizim anladığımız şekildeyse kabul etmeyeceğiz Türkiye'ye döneceğiz, yok eğer yanlış anladıysak kabul edeceğiz ve Sydney'e geçeceğiz diye... Acentayı arıyorum. Saat 12:00 civarı...Saat 15:00 de Türkiye'ye dönmek üzere Kuala Lumpur’a uçağımız kalkıyor... Adam tabi yerinde yok öğlen yemeği vakti tam... Mesaj bıraktım böyle böyle diye beni arar mısınız diye...

Bu arada otelden de check-out yaptık. Taksi'de havalimanına doğru yolda ve Türkiye'ye gidiyoruz diye. Taksi'de giderken adam(acenta) aradı ve konuştuk. Kontrattaki madde bizim anladığımız gibi değilmiş, pis bir durum yokmuş. Hayde tekrar Sydney'e gidiyoruz !!!

Kuala Lumpur uçağımızın check-in işlemlerinin bitmesine 5 dakika kala uçuşumuzu telefonla iptal ettik, daha sonra kullanılmak üzere. Ordan iç hatlar terminaline geçip Sydney'e biletimizi aldık. Ve kalan kısıtlı sürede havalimanındaki Web Point'lerden Sydney'de bir otel bulup rezervasyon yaptık, ve araba kiralama rezervasyonu yaptık. Bu arada kontratımı imzalayıpta havaalanından acentaya fax’ladım. Yine son anlarda uçağımıza bindik ve Sydney'e doğru yola çıktık.


Sydney:

Sydney, açıkçası benim hayallerimdeki Avustralya gibi çıkmadı ne yazık ki. Melbourne öyleydi ama Sydney değil. Ben İstanbul'dan bir farkını göremedim şahsen(kişisel fikrim). Havaalanından Sydway tarzı bir kitap aldık. Haritadan bakıyoruz ama Melbourne gibi değil. Elimizde harita olmasına rağmen otelimizi yaklaşık 2 saatte bulabildik. Şehir çok karışık. CBD gökdelen dolu. Aslında o tarz şehir yapısını sevenler için güzel bir yer olabilir tabiikide. Otelimize yerleştik. Sydney'de daha önceden tanıdıklarımıza filan haber verdik geldik diye. Ben Avustralya'ya İstanbul'daki işimden 2 haftalık izin alıp gitmiştim. Çünkü finansal olarak çok hazır durumda değildik temelli gitmek için. Perşembe gece 23:00 civarı (Turkiye'de 16:00) işyerimi aradım, ve müdürüm ne yazık ki işlerimi devretmem için en azından 2 haftalığına Türkiye'ye dönmem gerektiğini aksi taktirde şirketle ilişkimi kesemeyeceklerini söyledi. Hayda... Yine şok bir durum. üzgün ve de gergin durumda tekrar bir durum değerlendirmesi yaptık... Türkiye'ye gelmesemde istifamı fax ile göndersem kimse birşey yapamaz diye düşündüm ama ben kimseyle kırık ayrılmak istemiyordum; sonuçta müdürüm olsun iş arkadaşlarım olsun sevdiğim insanlardı. Ve durumu mail ile acentaya bildirdim gece. Ve de iyi niyetimizi belirtmek için Sydney'e geldiğimizi yazdım ve otel odamızın direct telefon numarasını verdim.

Sabah 8:30 da telefon... Acenta arıyor.. Böye bir durumda bile adamlar yinede telefonu günaydın, nasılsınız diye açıyorlar... Konuştuk konuştuk... Durum kötü... Adam böyle bir durumda olaya Sydney’in başkenti olduğu New South Wales eyaleti mahkemelerinin bakması lazım. Normal şartlar halinde benim olayı mahkemeye taşımam lazım dedi. Ama bir şekilde 2-3 haftalığına Türkiye'ye gitmesi gerekiyor özel sebeplerden dolayı şeklinde başlangıç tarihini ertelemeye çalışacağız dedi. Benden cevap bekleyin dedi... Cuma günü Sydney'de bekle bekle cevap gelmiyor... Koca gün nasıl geçti anlatamam... Mahkeme olayı olursa New South Wales'te suçlu hale geleceğim, öbür türlü Türkiye'de suçlu duruma düşeceğim, insanlarla kırılacağım.

Cuma günü akşam 17:15 de adamı aradım artık mesai saati bitti bitecek, Client ile görüşemedim dedi. Benim şu an sana diyebileceğim tekşey Türkiye'ye geri dönmen ve de benden pazartesi Client ile konuşmama göre gelişmelerin nasıl olacağını beklemen dedi.

Sonra bir şekilde biletlerimizi ayarladık(burasıda ayrı bir macera oldu). 23 Ekim 2004 Cumartesi günü Sydney'den Melbourne'e geçtik ve 15:00 uçağında Melbourne'den Kuala Lumpur'a doğru yola çıktık ve Pazar günü İstanbul'a vardık.

Pazar akşam maillerime baktım adamdan(acenta) cevap yok. Pazartesi sabahleyin şirketimde nasıl bir tavır almam gerektiği konusunda mutlaka gelişmeleri bilmem gerekiyordu. Sabah erken kalkıpta mail attım adama. Sonuçta Client o pazartesi başlayacak adama ihtiyaç duyduğundan ve işin 8 hafta olmasından dolayı 3 hafta sonra başlamamı kabul edemeyeceğinden kontratımı iptal etmişler. Dolayısı ile İstanbul'da yaşamaya devam! oldu bu ilk Avustralya seyahatimizin sonucu.

Bu kadar Avustralya macerasından sonra şunu diyebilirim, finansal olarak daha hazır duruma gelipte burdaki işten yasal olarak bağı kopartıp, tası tarağı topladığımızda gitmek istediğimiz yerin Melbourne olduğuna karar verdik. şahsi kanaatim kesinlikle daha yaşanılabilir bir şehir olduğu yönünde Sydney’e göre.
Aldığım bu iş teklifi bana Avustralya'ya giriş yapmamın 8. günü geldi. Gayet hızlı bir gelişme idi o zaman için. Ancak o işe başlayamamış oldum ve dolayısıyla Sydney’e de yerleşememiş olduk.


2004 yilinda yaptigimiz bu Avustralya seyahatından bir takım izlenimler...

Benzin: Melbourne'de 102-106 cent arasında idi
Sydney'de 106-112 cent arası idi

Melbourne'den yüksek katlı bina sayısı çok az. Sydney'de çok daha fazla
Melbourne'de CBD Sydney CBD’ye göre çok küçük.

Melbourne'deki insanlar daha mutlu gözüküyorlar, daha güler yüzlüler. Sydney'dekiler İstanbul'daki gibi günlük telaşlarıyla daha meşguller ve daha asık suratlılar gibi geldiler.

Melbourne'ün yolları kesinlikle Sydney'dekilerden geniş ve düzgün.

Melbourne şehir içi yeşillik olarak Sydney'den daha iyi.

Melbourne'deki benim alanımdaki iş ilanı sayısı Sydney'in 1/3 ü civarında.

Avustralya'da şehir içi telefon görüşmesi limitsiz süre için 40 cent. istersen telefonu aç 10 saat görüş. Tabii aynı şey dial-up internet içinde geçerli. (evet 2004’te hala dial-up kullaniliyordu!)

Melbourne havaalanını İstanbul'daki gibi beklemeyin.Ben daha gelişmiş bir yer bekliyordum ama o kadar çıkmadı. Sydney'in ki biraz daha iyi Melbourne’den.

Sydney'de doğal olarak yaşayan kocaman papağanlardan gördük bir tane. Bir de çok rahatsız edici şekilde öten burdaki kargalara benzeyen ama çok daha büyük olan(sanırım kuzgun) bir kuş var. Sesi çok rahatsız edici. Melbourne'de şehirde gördüklerimiz buradakiyle hemen hemen aynı.

Yemek bakımından her iki şehirde de sorun olmadı ama kahvaltı zor. Bizim ağız tadımıza uygun en iyi kahvaltıyı biz ilginç ama McDonalds'ta bulduk. Kaşarlı domatesli tost ve çay… Onun dışında bizim kahvaltı kültürümüzden uzaklar.

Ev, oda yapısı olarak bizimkilerden farkı yok(klozet dışında tabii... musluk yok klozetlerde)

Bunların dışında şu an aklıma birşey gelmiyor... ama geldikçe yazarım...
şimdilik durumlar bu... çok uzun oldu... bu kadar yeterli...

Herkese mutlu günler dilerim....
**2004’teki mailimin sonu**

Daha önce belirttiğim gibi yukarıdaki yazı Ekim 2004’teki duygu ve düşüncelerimi ve gözlemlerimi içermekte. O seyahatimizden aklımda kalan en çarpıcı şeyler şunlar oldu;
Hava limanında bizi karşılayan bir akrabamızın arkadaşı olan bir abimiz bizi kalacağımız otele götürmeden once Melbourne Formula 1 yarışlarının yapıldığı Albert Park’ın orada turlatmıştı arabasıyla ve bir ara sigara içmek icin mola verdiğinde arabayı terkettiğimiz ve yürüyüşe başladığımız zaman farkettim ki arabayı kilitlemiyor. Sebebini sorduğumda burda kimse yeltenmez böyle şeylere, o kadar hırsızlık olayı filan yok demişti. İstanbul’da yaşayan insanlar olarak bize ilginç gelmisti o zaman. Biz İstanbul’da bırak arabayı terkettikten sonrayı, kendimiz arabanın içine bindiğimizde saniye geçmeden kapıları kilitleyen insanlardık sonuçta
Yine aynı akşam bahsettiğim abimizin(sagolsun) bize akşam yemeği ısmarladığı Fitzroy Street’te, belli bir şekilde dışarıda eğlenceden/yemekten dönen arkadaş gruplarından insanların ve özellikle bayanların ayakkabılarını çıkarmış ellerinde tutarak, yalın ayak gezdiklerini görünce biraz afallamıştık. Bunun da burada yetişenler arasında yerleşik bir kültür olduğunu sonradan öğrenmiş olduk
En büyük şaşkınlığı ise 8 gün içerisinde Avustralya’da bir işten kabul almış olmam ile yaşamıştık

Şimdilerde yukarıdaki gözlemlerimden, duygu ve düşüncelerimden bazıları tabii ki değişti. Bazıları da geçersiz hale geldi diyebiliriz. Bunlardan ilerideki yazılarımda bahsedeceğim.

Herkese güzel günler dilerim. Sağlıcakla kalın.